Paylaşım Alemi
Paylaşım Alemi
+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
  1. Erzurum tarihi ve turistik yerleri

    Sponsonlu Bağlantılar

    Erzurum tarihi ve turistik yerleri,ERZURUM Turizm Rehberi, ERZURUM Turistik yerleri,Erzurum Resimleri,Erzurum tarihi,erzurumun tarihi yerleri,erzurumun turistik yerleri,erzurumun tarihi,Erzurumun tarihi ve turistik yerleri,Erzurum'un Tarihi ve Turistik Yerleri,Erzurum Gezilecek Yerler,Erzurum Tarihi Mekanlar,Erzurumda gezilecek yerler,erzurum tarihi turistik,gezilecek yerleri






    İsim:  erzurum1.jpg
Görüntüleme: 1404
Büyüklük:  12,7 KB (Kilobyte)

    Erzurum tarihi ve turistik yerleri-erzurumall2.jpg



    Tarihi


    İsim:  12ez6.jpg
Görüntüleme: 958
Büyüklük:  49,3 KB (Kilobyte)


    Roma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalhak isimli bir şehir bulunduğu tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.


    İsim:  erzurum9jw2.jpg
Görüntüleme: 954
Büyüklük:  16,4 KB (Kilobyte)



    M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış olan Bizans İmparatoru ll. Teodosinus doğudan gelen İranlı’ların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki Erzen şehrinin güney batısında, yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehire imparatorun adını izafeten Teodosipolos denilmiştir.

    Kültürü

    ERZURUM KALESİ:

    İsim:  asagihabipefendimahallecn1.jpg
Görüntüleme: 879
Büyüklük:  19,2 KB (Kilobyte)


    İsim:  images.jpeg
Görüntüleme: 901
Büyüklük:  6,3 KB (Kilobyte)
    İlk inşâ tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren Erzurum Kalesi, 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. İç Kale’de Erzurum’daki ilk Türk-İslâm eserlerinden Saltuk Oğulları dönemine ait Kale Mescidi ve Tepsi Minare bulunmaktadır.


    Erzurum Kalesi bulunduğu tepenin üzerinde bir iç kale ile, bunu çevreleyen dış kaleden meydana gelmiştir. Bugün iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surlarından hiç bir eser kalmamıştır. Surların dört kapı ile dışa açıldıkları, bugün yerlerinde bulunmayan bu kapıların Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı ve Harput Kapısı adlarını taşıdıkları bilinmektedir. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları 2-2,5 m. arasında değişmekte olup, halen sekiz burcu ayakta durmaktadır.



    TEPSİ MİNARE (SAAT KULESİ):


    Erzurum Kalesi’nin içinde bulunan Tepsi Minare’ye Saat Kulesi de denilmektedir. Yer yer tahrip olan şerefe gövdesindeki kitabesine göre Saltuklu Emirlerinden Muzaffer Gazi bin Ebü’l Kasım tarafından 12. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır.

    Minare, sur duvarları hizasına kadar renkli kesme taşlarla örülü kaide üzerinde, tuğla örülü gövdeye sahiptir. Silindirik gövde, aşağıdan yukarıya doğru daralarak yükselir. Şerefeden yukarısı yıkılmıştır. Bu bölüm 1841 ve 1880 yıllarında Avrupaî tarzda ahşap malzeme ile yenilenmiş ve içine saat yerleştirilmiştir. Tepsi Minare, Karahanlı ve Büyük Selçuklu döneminde inşâ edilen minarelerin geleneğini Anadolu’da sürdüren en eski minarelerden biridir. Kule, Kale Mescidi’nin minaresi, aynı zamanda gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır.

    KALE MESCİDİ:

    İç Kale içerisinde kalenin güney sur duvarlarına bitişik yerdedir. Dikdörtgen planlı mescidin iç düzenlemesi mihraba paralel iki sahındır. Girişte çapraz tonoz, mihrap önünde ise mukarnaslı kasnaklara oturan kubbe ile örtülüdür. Her iki örtünün doğu ve batısı beşik tonozlarla genişletilmiştir. Mihrabı, yarı dairesel planlı burcun içerisine yerleştirilmiş, yalın bir bezemeye sahiptir.

    Düzgün kesme taşla inşâ edilen mescidin kubbeli bölümü dıştan yüksek kasnaklı ve külâhlı bir örtüyle kapatılmıştır. 12.yüzyılın ilk yarısında Saltuklular tarafından yaptırılmıştır.

    MEDRESELER

    ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE


    İsim:  sivasifteminarelimedresewx0.jpg
Görüntüleme: 1140
Büyüklük:  57,2 KB (Kilobyte)



    İsim:  sivasifteminarelimedresewx0.jpg
Görüntüleme: 1140
Büyüklük:  57,2 KB (Kilobyte)


    Erzurum’un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese’nin kitâbesi olmadığından, yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesi ile adına Hatuniye Medresesi de denilmektedir. Genellikle 13. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı kabul edilmektedir. Osmanlı Padişahlarından 4.Murat’ın emri ile bir süre “Tophane” olarak, daha sonra da “Kışla” olarak kullanılmıştır. 1942-1967 yılları arasında Erzurum Müzesi olarak kullanılan medrese, günümüzde çay bahçesi ve resim sergi salonu olarak kullanılmaktadır. Medrese yaklaşık 35x46 m. boyutlarındadır. İki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu medreseler grubundandır.

    Zemin katta ondokuz, birinci katta ise onsekiz oda bulunmaktadır. Avlu 26x10 m. ölçülerinde dört yönden revaklarla çevrili olup, girişin batısındaki kare mekânın vaktiyle mescid olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zemin katın revakları kalın sütunlar üzerine oturmaktadır. Sütunların çoğu silindirik, dördü sekizgen gövdeye sahiptir. Odalar beşik tonozla örtülüdür.

    Medrese’nin bezemesinde kullanılan geometrik motifler, Selçuklu taş süslemesindeki örneklerdir. Bezemenin ağırlık unsuru bitkisel öğelerdir. Palmet ve rumi motiflerin en çok kullanılanıdır ve her ikisi de birbiri ile uyum içindedir.

    Çifte Minareli Medrese’nin en önemli yanlarından biri hiç şüphesiz figürlü süslemesidir. Taç kapı taşıntısının her yüzünde süslemelerle kuşatılmış, dört adet pano bulunmaktadır. Panoda palmiye (hayat ağacı), iki başlı kartal ve altta iki ejder figürü yer alır. Güney eyvanın dış duvarlarına bitişik inşâ edilen iki katlı kümbetin gövdesi oniki köşelidir. Kümbetin üstü dıştan külah, içten kubbe ile örtülüdür. Saçağı, süsleme şeritler ve silmelerle bezenmiştir. Dört kollu bir düzenlemeye sahip, cenâzelik kısmı çapraz tonozla örtülüdür. Kümbetin iç malzemesi mermerdir. Süslemeleri Medrese’nin aksine oymadır ve bitkisel öğelerden oluşmaktadır.

    YAKUTİYE MEDRESESİ:

    Cumhuriyet Caddesi üzerinde Lala Mustafa Paşa Câmii’nin batısında bulunmaktadır. İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu zamanında Gazan Han ve Bolugan Hatun adına, Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır.

    Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden biri olan yapı, cepheden dışa taşan taç kapısı ile Çifte Minareli olarak planlanmıştır. Ancak, minareler Çifte Minareli Medrese’de olduğu gibi taç kapı üzerinde değil köşelere yerleştirilmiştir. Ön yüzde geniş kuşaklar halinde mukarnas bitki ve geometrik motifler yer almaktadır. Taç kapının yan yüzlerindeki silme kemerle çevrili nişler içinde sembolik Pars ve Kartal motifleri bulunmaktadır. Ajurlu bir küreden çıkan hurma yaprakları şeklindeki hayat ağacının altında iki pars üzerindeki kartal figürlerinin Orta Asya Türk inancıyla ilgili ifadeleri yansıttıkları görülür. Köşelerde yer alan kalın gövdeli minarelerden biri çok önceden yıkılmış veya hiç yapılmamış, kaidesinin üzeri konik bir külahla kapatılmıştır. Diğerinin ise üst bölümü mevcut değildir.

    Dört eyvanlı iç mekânda bulunan dikdörtgen avlunun orta bölümü mukarnaslı bir kubbe ile, diğer kısımlar ise sivri kemerli beşik tonozlarla örtülüdür.

    Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin en büyüğü olan Yakutiye Medresesi plan düzeni, dengeli mimarisi ve iri motifli süslemeleri ile Erzurum’un en gösterişli yapılarından biridir. Günümüzde Türk-İslâm Eserleri ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

    AHMEDİYE MEDRESESİ:

    Murat Paşa Mahallesinde, Murat Paşa Câmii;nin doğusunda bulunmaktadır. Günümüzde câmi olarak kullanılan medrese 1314 yılında Ali oğlu Ahmet tarafından Darül Hadis (Hadis Okulu) olarak yaptırılmıştır.

    Kapalı avlulu medreseler grubuna giren yapı küçük ölçüde planlanmıştır. Dikdörtgen şekilli avlunun üzeri tonozla örtülüdür. Süsleme açısından sade olan medrese Selçuklu Medreseleri tarzında inşâ edilmiştir.

    KURŞUNLU (FEVZİYE) MEDRESESİ:

    Mirza Mehmet Mahallesi’nde aynı adla anılan Kurşunlu Câmii’nin bitişiğinde bulunan medrese Erzurumlu Şeyhülislâm Feyzullah Efendi tarafından 1700 yılında câmi ile birlikte yaptırılmıştır. Medresenin onüç öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.

    ŞEYHLER MEDRESESİ:

    Şeyhler Mahallesi’nde aynı adla anılan Şeyhler Câmii’nin batısında bulunan medrese Müftü Mustafa Efendi tarafından 1760 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı bir avlu etrafında onbir öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.

    KÜMBETLER VE TÜRBELER

    Erzurum tarihi ve turistik yerleri-kmbetleriw4.jpg


    ÜÇ KÜMBETLER:

    Anadolu Selçuklu Mezar yapılarının temsilcilerinden üç tanesi bir arada Erzurum’da bulunmaktadır. Kümbetler iki kısımdan oluşmakta olup, alt kısım cenazelik dediğimiz mezar odası, gövde hacminin oluşturduğu üst kısım ise mescid olarak kullanılmaktadır.

    A.Emir Saltuk Kümbeti: Üç Kümbetlerin en büyüğüdür. Kesin tarihi bilinmeyen kümbetin 12. yüzyılda Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Sekizgen planlı olup, üçgen alınlıklarla biten gövdenin devamı şeklindeki silindirik kasnağı ve kubbemsi külahı ile kendine has bir mimari yapıya sahiptir. Kasnak kısmındaki nişlerin tepeliklerinde çeşitli figürlü bezemeler vardır. Sağlam ve kaliteli taş işçiliği, farklı mimari elemanları ve süslemeleri ile Anadolu’nun en eski anıtsal mezar yapılarından biridir.

    B-2. Kümbet: Emir Saltuk Kümbeti’nin güneydoğusunda bulunan silindirik gövdeli kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir. İçten kubbe dıştan konik külahla örtülü kümbet basit süs unsurları ile bezenmiştir.

    C-3. Kümbet: Köşeleri pahlı, yüksek bir kare kaideye oturan kümbet içten kubbe dıştan konik külah ile örtülü olup, oniki köşeli bir gövdeye sahiptir. Cenazelik kısmı olan kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir.

    Üç kümbetlerin yanında bir de kare planlı iki katlı bir kümbet bulunmaktadır. Gösterdiği mimari özelliklerinden dolayı 14.yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

    GÜMÜŞLÜ KÜMBET:

    Kars Kapı semtindedir. Kitâbesi bulunmayan kümbetin 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kare şeklinde mumyalık, onikigen gövde ve konik külahlı kümbet sade bir görünüme sahiptir.

    KARANLIK KÜMBET:

    Derviş Ağa Câmii’nin karşısında bulunan kümbet 1309 yılında Sadrettin Türk Beğ tarafından yaptırılmıştır. Pencere ve mihrap nişleri mukarnaslıdır. Kümbet içten kubbe, dıştan konik külah ile örtülüdür.

    CİMCİME SULTAN KÜMBETİ:

    Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Bu kümbet de silindirik gövdeli ve konik külahlıdır. Muhtelemen 14.yüzyılın başlarında yapılmıştır.

    RABİA HATUN KÜMBETİ:

    Hasani Basri Mahallesi’nde bulunmaktadır. Mimari özelliklerine göre 14.yüzyılın başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Dıştan onikigen, içten silindirik planlı yapı kadın erenlerden Rabia Hatun’a atfedilmektedir.

    HABİB BABA TÜRBESİ:

    Ali Paşa Mahallesi’ndedir. Diğer bir adı da Timurtaş Baba olan Habib Baba Türbesini Erzurum’daki askeri komutanlardan Müşir Kemal Paşa 1844 yılında yaptırmıştır. Timurtaş Baba için yaptırılan türbeye dört yıl sonra vefat eden Habib Baba defnedilmiştir. Türbe, mescid ve mezarların yer aldığı iki bölümden oluşmaktadır.

    ERZURUM TABYALARI

    Erzurum’un bir ulaşım ve ticaret merkezi olarak taşıdığı değer tarih boyunca bu şehri askeri hedef durumuna getirmiş ve savunma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

    M.S.415 yılında Romalılar tarafından yapıldığı bilinen Erzurum Kalesi; Bizans, İran, Arap ve Türk Devletleri arasında el değiştirdikten sonra, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Harp silah ve araçlarındaki gelişmelere, maruz kalınan tehdide paralel olarak, 1821 yılından itibaren Erzurum’u savunmak üzere Tabyalar inşâ edilmeye başlanmıştır.

    1821 yılında, bugün şehrin içerisinde kalmış olan Hasan Basri Toprak Tabyası, Erzurum’u çevreleyen üç kuşak halinde tahkimli savunma mevzilerini oluşturan 20 tabyanın ilki olarak yapılmıştır.

    Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa döneminde Topdağı üzerinde Mecidiye Tabya ile Sütnişan Tabya, şehrin güneyinde Büyükkiremitlik Tabya ve bunlar arasında bazı tahkimli mevziler inşâ edilmiştir.

    Kırım Harbi sonrasında, Sultan Abdülaziz’in direktifi ile Fosfor Mustafa Paşa başkanlığında teşkil edilen bir komisyon tarafından, Aziziye Tabya ve Küçükkiremitlik Tabya ile bazı iskân ve depolama tesislerinin yapılması planlanmıştır. 1867 yılında başlayan inşaat beş yılda tamamlanmıştır.

    Bu inşaat sırasında, Gümüşlü Kümbet (Susuzharmanlar) düzlüğünde yapılmasına ihtiyaç duyulan Tabya 3000 Erzurumlu gönüllünün ücretsiz çalışmasıyla iki yılda bitirilmiş ve Ahali Tabya olarak isimlendirilmiştir.

    1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde, yapılan hazırlıkların semeresi alınmış ve Rus kuvvetlerinin taarruz azmi Aziziye Tabya’da kırılmıştır.

    1880’li yıllarda, Şahap Paşa başkanlığında bir heyet tarafından Erzurum’a doğudan ulaşan yaklaşma istikametlerini kapatacak şekilde yeniden ele alınan tabyalar sistemi, altı grup halinde planlanan 15 yeni tabyanın inşasıyla 1896 yılında tamamlanmıştır.

    19.Yüzyılın sonlarında yapılan bu tabyalar; Dumlu kuzeyinde Gürcü Boğazı ile Kireçli Geçidi çıkışlarını kontrol eden Tafta ve Karagöbek Tabyaları,

    Kösemehmet Geçidi ve Toy Geçidi ile Hamamdere Boğazı’nı kontrol eden Çobandede ve Dolangez Tabyaları,

    Hamamdere Boğazı ve Toparlak Geçidi ile Pasinler Ovası’nı kontrol eden Uzunahmet Tabya ile güneyindeki Küçük ve Büyük Höyük Tabyaları,

    Toparlak Geçidi’ni kontrol eden Ağzıaçık ve güneyindeki Toparlak Tabya ile geçidin çıkışındaki Gez Tabya,

    Deveboynu Geçidi’ni kontrol eden Sivişli Tabya,

    Palandöken geçidini kontrol eden Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları,

    Erzurum çevresinde üç kuşak tahkimli savunma mevzi oluşturan ve hakim arazi kesimleri üzerinde inşâ edilmiş olan Tabyalar; 19.yüzyıldaki imkânlarla, tamamen Türk subay ve mühendisleri tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiştir.

    Tabyalar, etrafındaki araziye karşı ateş imkânı sağlaması yanında, cephanelik, dehliz halinde koğuşlar, erzak depoları gibi bütün askeri ihtiyaçları karşılayabilmektedir.

    Her biri bölgenin ağır kış şartlarında bile iki bölük ile iki tabur arasında kuvvetin barınmasına müsait olan tabyalar, gömme ve yarı gömme olarak inşâ edilmiştir.

    Tabyaların çoğunluğu yarı çapı 45-90 m. arasında yarım ve tam daire şeklinde toprak yığını görünümündedir.



    İsim:  ccaddewh3.jpg
Görüntüleme: 830
Büyüklük:  20,4 KB (Kilobyte)
    ATATÜRK ERZURUM DEPREM BÖLGESİNDE
    erzurumdadepremblgesindep8 - Erzurum tarihi ve turistik yerleri

    Erzurum tarihi ve turistik yerleri-medreseds2.jpg

    İsim:  erzurum9jw2.jpg
Görüntüleme: 954
Büyüklük:  16,4 KB (Kilobyte)

    Erzurum tarihi ve turistik yerleri-dada0016df7.jpg






  2. 1-ERZURUM KALESİ VE TEPSİ MİNARE (SAAT KULESİ)
    ERZURUM KALESİ DİĞER ALEMLER:

    İlk inşâ tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren Erzurum Kalesi, 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. İç Kale’de Erzurum’daki ilk Türk-İslâm eserlerinden Saltuk Oğulları dönemine ait Kale Mescidi ve Tepsi Minare bulunmaktadır.

    Erzurum Kalesi bulunduğu tepenin üzerinde bir iç kale ile, bunu çevreleyen dış kaleden meydana gelmiştir. Bugün iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surlarından hiç bir eser kalmamıştır. Surların dört kapı ile dışa açıldıkları, bugün yerlerinde bulunmayan bu kapıların Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı ve Harput Kapısı adlarını taşıdıkları bilinmektedir. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları 2-2,5 m. arasında değişmekte olup, halen sekiz burcu ayakta durmaktadır.Bu can sıkan tanımdan sonra fotoğrafı çekerken,orada kömürcülerin birbirleriyle şakalaştıklarını gördüm.Onlar için kale hiçbirşeydi.
    Onlarla biraz sohbet ettim.Orada yaşamalarına rağmen,kalenin tarihini bile okumamışlardı.
    BULUTLAR VE TEPSİ MİNARE (SAAT KULESİ):
    Erzurum Kalesi’nin içinde bulunan Tepsi Minare’ye Saat Kulesi de denilmektedir. Yer yer tahrip olan şerefe gövdesindeki kitabesine göre Saltuklu Emirlerinden Muzaffer Gazi bin Ebü’l Kasım tarafından 12. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır.
    Minare, sur duvarları hizasına kadar renkli kesme taşlarla örülü kaide üzerinde, tuğla örülü gövdeye sahiptir. Silindirik gövde, aşağıdan yukarıya doğru daralarak yükselir. Şerefeden yukarısı yıkılmıştır. Bu bölüm 1841 ve 1880 yıllarında Avrupaî tarzda ahşap malzeme ile yenilenmiş ve içine saat yerleştirilmiştir. Tepsi Minare, Karahanlı ve Büyük Selçuklu döneminde inşâ edilen minarelerin geleneğini Anadolu’da sürdüren en eski minarelerden biridir. Kule, Kale Mescidi’nin minaresi, aynı zamanda gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır.Saat Kulesi’nin fotoğrafını çekerken orada duran Türkçe turistler dikkatimi çekti.Diyorlardı ki “Bu kale bizim ülkede olsaydı,böyle pis olmazdı.”Onların bu sözü beni çok üzdü.Demek ki tarihi eserlerimize gerektiği önemi vermiyoruz.Bu suç kimin?


    EBRU SANATI VE ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE
    Erzurum’un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese’nin kitâbesi olmadığından, yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesi ile adına Hatuniye Medresesi de denilmektedir. Genellikle 13. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı kabul edilmektedir. Osmanlı Padişahlarından 4.Murat’ın emri ile bir süre “Tophane” olarak, daha sonra da “Kışla” olarak kullanılmıştır. 1942-1967 yılları arasında Erzurum Müzesi olarak kullanılan medrese, günümüzde çay bahçesi ve resim sergi salonu olarak kullanılmaktadır. Medrese yaklaşık 35×46 m. boyutlarındadır. İki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu medreseler grubundandır.
    Zemin katta ondokuz, birinci katta ise onsekiz oda bulunmaktadır. Avlu 26×10 m. ölçülerinde dört yönden revaklarla çevrili olup, girişin batısındaki kare mekânın vaktiyle mescid olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zemin katın revakları kalın sütunlar üzerine oturmaktadır. Sütunların çoğu silindirik, dördü sekizgen gövdeye sahiptir. Odalar beşik tonozla örtülüdür.
    Medrese’nin bezemesinde kullanılan geometrik motifler, Selçuklu taş süslemesindeki örneklerdir. Bezemenin ağırlık unsuru bitkisel öğelerdir. Palmet ve rumi motiflerin en çok kullanılanıdır ve her ikisi de birbiri ile uyum içindedir.
    Çifte Minareli Medrese’nin en önemli yanlarından biri hiç şüphesiz figürlü süslemesidir. Taç kapı taşıntısının her yüzünde süslemelerle kuşatılmış, dört adet pano bulunmaktadır. Panoda palmiye (hayat ağacı), iki başlı kartal ve altta iki ejder figürü yer alır. Güney eyvanın dış duvarlarına bitişik inşâ edilen iki katlı kümbetin gövdesi oniki köşelidir. Kümbetin üstü dıştan külah, içten kubbe ile örtülüdür. Saçağı, süsleme şeritler ve silmelerle bezenmiştir. Dört kollu bir düzenlemeye sahip, cenâzelik kısmı çapraz tonozla örtülüdür. Kümbetin iç malzemesi mermerdir. Süslemeleri Medrese’nin aksine oymadır ve bitkisel öğelerden oluşmaktadır.Her yıl Mayıs 20’deÇifte Minareli Medrese içinde ebru sanatı yapımı ve eserleri sergilenmektir.

    AZİZİYE ANITI
    Erzurum’da şehitleri anma adına belediye tarafından yaptırılmıştır.
    100. YIL PARKI
    Atatürk’ün doğumunun 100. yılında
    3. OR. K. ORG. S. DEMİRCİOĞLU
    tarafından tarafından hazırlanan pro-
    jeye göre 23 Temmuz 1981 de Kenan
    EVREN tarafından açılmıştır.




    ERZURUM – TÜRK İSLAM ESERLERİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ ( YAKUTİYE MEDRESESİ )
    Medrese taçkapısında bulunan kitabeye göre, İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcayto zamanında Gazanhan ve Bolugan Hatun adına, Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından Hicri 710 (milâdi 1310) yılında yaptırılmıştır.
    Türkler’in Anadolu’ya gelişlerinden hemen sonra başlayan Anadolu’yu değişik amaçlı mimarî eserlerle donatma çabası bütün tarihi olaylara rağmen devam etmiş ve Selçuklu Dönemi geleneksel mimarî tarzı Yakutiye Medresesi’nde de sürdürülerek anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır.
    Yapı dört eyvanlı kapalı avlulu medreseler grubundadır. Eyvanlar arasında hücreler yer almaktadır. Batı eyvanı değişik bir tarzda ele alınarak iki katlı inşa edilmiştir. Güney eyvanı mescit olarak planlanmış ve bu eyvanın her iki duvarına mermer vakfiye kitabesi yerleştirilmiştir. Orta avlunun üzeri mukarnaslı bir kubbeyle örtülmüştür. Doğu eyvanın bitiminde kümbet yer almaktadır. Kümbette mezar bulunmamaktadır.
    Medresenin dışa taşkın taçkapısı ve iki köşesindeki minareleriyle kurulan denge, yapının bütününde de cepheye karşılık kümbet yerleştirilerek sağlanmıştır. Bu da mimarlığın Selçuklu Döneminde bilimsel metotlarla yapıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Ancak köşelerdeki minarelerden biri şerefeye kadar, diğeri kaideye kadar yıkılarak üzeri konik külâhla kapatılmıştır.
    Cephede yer alan bitkisel, geometrik motifler ve sembolik tasvirlerde de denge ve simetriye önem verilmiştir. Gerek taçkapısındaki ve hücre kapılarındaki süslemeler gerekse minaredeki çini süslemeler o dönemde, sanatta gelinen noktayı ve sanata verilen önemi göstermektedir.
    Taçkapısının her iki yüzünde, silme kemerler içerisinde altta ajurlu bir küre, hayat ağacı, her iki taraftaki pars figürleri ve üstte çift başlı kartal, Selçuklu Döneminde dini inançların anlatımını da içeren ve bazı farklılıklarla değişik yapılarda karşımıza sık sık çıkan bir semboldür.



    İsim:  erzurum2fw4.jpg
Görüntüleme: 4063
Büyüklük:  29,5 KB (Kilobyte)


    LALAPAŞA CAMİİ
    Erzurum’daki sayılı Osmanlı eserlerinden olan Lalapaşa Cami’ni ünlü Mimar Sinan’ın Beylerbeyi Lala Mustafapaşa adına 1562 yılında yaptığı söylenmektedir.
    ÜÇ KÜMBETLER
    Anadolu Selçuklu Mezar yapılarının temsilcilerinden üç tanesi bir arada Erzurum’da bulunmaktadır. Kümbetler iki kısımdan oluşmakta olup, alt kısım cenazelik dediğimiz mezar odası, gövde hacminin oluşturduğu üst kısım ise mescid olarak kullanılmaktadır.
    A.Emir Saltuk Kümbeti: Üç Kümbetlerin en büyüğüdür. Kesin tarihi bilinmeyen kümbetin 12. yüzyılda Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Sekizgen planlı olup, üçgen alınlıklarla biten gövdenin devamı şeklindeki silindirik kasnağı ve kubbemsi külahı ile kendine has bir mimari yapıya sahiptir. Kasnak kısmındaki nişlerin tepeliklerinde çeşitli figürlü bezemeler vardır. Sağlam ve kaliteli taş işçiliği, farklı mimari elemanları ve süslemeleri ile Anadolu’nun en eski anıtsal mezar yapılarından biridir.
    B-2. Kümbet: Emir Saltuk Kümbeti’nin güneydoğusunda bulunan silindirik gövdeli kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir. İçten kubbe dıştan konik külahla örtülü kümbet basit süs unsurları ile bezenmiştir.
    C-3. Kümbet: Köşeleri pahlı, yüksek bir kare kaideye oturan kümbet içten kubbe dıştan konik külah ile örtülü olup, oniki köşeli bir gövdeye sahiptir. Cenazelik kısmı olan kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir.
    Üç kümbetlerin yanında bir de kare planlı iki katlı bir kümbet bulunmaktadır. Gösterdiği mimari özelliklerinden dolayı 14.yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

    ERZURUM KONGRE BİNASI
    Milli Kurtuluş Savaşı’nın hazırlık yıllarında, Sivas’tan hareket ederek, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum’a gelen Atatürk, 8/9 Temmuz 1919 gecesi son Osmanlı Padişahı Vahdeddin’e bir telgraf gönderen, askerlikten çekildiğini ve “sine-i millet’e” döndüğünü bildirmişti. Erzurum’da büyük bir Kongre’nin hazırlıklarına girdi. Kısa bir süre sonra, 23 Temmuz 1919′da, Erzurum Kongresi, Kavaf Mahallesindeki eski bir okulun salonlarında açıldı. 6 Ağustos 1919 tarihine kadar, 14 gün devam etti. Kongrenin yapıldığı okul, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarından sonra Ortaokul olarak yaptırılmıştı Kongreden sonra 1920-1921 yıllarında Sanat Okulu, 1922-1923 yıllarında Sultani (lise), 1924 yılında da ilkokul olarak kullanılmış ayni yılın sonunda, çıkan bir yangınla tamamen yanmıştı. Erzurum ili özel idaresi, yanan okulun yerine, yeni bir okul yaptırmış, 1926-1927 ders yılı başında (Gazi İlkokul) adıyla hizmete açmıştı. Daha sonra okul, 1940 yılında (Atatürk Yapı Sanat Okulu) olarak kullanılmaya başlanmıştır.
    Her ne kadar, Erzurum Kongresi’nin yapıldığı bina, 1924 yılında yanmışsa da yerine yapılan okulun bir salonu, 1960 yılında (Atatürk ve Erzurum Kongresi Müzesi) olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Müze salonundaki geniş bir masanın üzerinde, Kongreye katılan 53 delegenin adları yazılı mermer plakalar vardır. Ayrıca duvarlarda ve vitrinlerde Kongre ile ilgili tutanakların, yazışmaların, benaname ve telgrafların fotokopileri, delegelerin fotoğrafları ile birlikte kası biyografileri, Atatürk’ün çeşitli fotoğrafları, Onuncu yıl Nutku’nun el yazısı ile fotokopisi, Erzurum’daki tarihi anıtlardan bazılarını yağlıboya tabloları yer almaktadır.

    ERZURUM EVLERİ
    Erzurum evlerinin oluşmasında bulunduğu zengin coğrafya, tarih ve kültür ortamının payı büyüktür. Özellikler içlerinde yaşanan hayat,iklim ve yapı malzemesi evlerin tasarımında önemli etkenlerdir. Bunun için Erzurum’da esas olarak Türk ev mimarisine uyan fakat kendine has özellikleri olan bir konut türü olarak orataya çıkmış bulunmaktadır. ZZemin katta ahır,kiler,samanlık gibi yardımcı hizmet bölümlerinin yanı sıra yaşama mekanlarıda bulunmaktadır. önemli yaşama birimi olan tandırevi ve kışlık odalarda bu kata yerleştirilmiştir. TÜrk evinin açık avlu – taşlık kısmı kapalı bir avlu şeklinde zemin kat öenmli bir yer yaşama alanı haline gelmiştir. birinci katta ,daracık bir geçitten ibaret olan sofaya bir veya iki oda açılmaktadır. Böylelikle Doğu Anadolu’ya has,diğer bölgelerimizden farklı bir plan ortaya çıkmaktadır. iç avlulu ve tandırevli tip olarak tanımladığımız bu tip evlere Bayburt ve Kars gibi yerleşim birimlerinde rastlanmaktadır. Ancak bu evlerin en güzel örnekleri Erzurum’da mevcuttur. Erzurum’un eski evleri savaşlar, yangınlar ve yeni inşaatlar yüzünden yeterince korunamamıştır.
    Bölgesel farklıklıklara rağmen Türk evlerinin ana özellikleri şöyle özetlenebilir.
    çoğunlukla iki katlı olan evlerin zemin katları ahır,depo,kiler olarak kullanılır.evin birinci katına ahşap bir merdivenle çıkılır.Ev birden fazla katlı ise esas yaşanan yer üst kat olmaktadır.esas yaşama katında sofa ve sofaya açılan odalar bulunmaktadır.mutfak zemin katta veya bahçenin bir kenarına yerleştirilmiştir. son yıllarda Trük ev mimarisine ilişkin yapılan araştırmalar sonucu; sofaların konumuna göre tipler belirlenmiştir.

    ULU CAMİİ
    Şehir içinde Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Anadolu Selçuklu ulu camilerinin tüm özelliklerini yansıtır. Cami 52.50 X 41.00 m boyutlarıyla dikdörtgen planlıdır. Esas itibariyle kıble – güney duvarına dikey uzanan 7 neften oluşmaktadır. Geniş olan orta nef önünde kademeleri silmeler ve kavallardan hafif sivri kemerler üzerine oturan bir ahşap kubbe bulunmaktadır. Üst üste yerleştirilmiş kalaslardan oluşan bu kubbeye halk tarafından “kırlangıç” denilir. Kubbenin oturduğu L biçimli iki ayakla birlikte yapının çatısı, sivri kemerlerin birbirine bağladığı 28 ayak taşımaktadır. Orta nefte kubbenin önünde mukarnaslı iki ayna bulunmaktadır. Kubbenin küçük pencereleri ve bu tonozların ışıkları orta nefi aydınlatmaktadır. Yapının diğer bölümleri beşik tonozla örtülmüştür.
    İç bölüm, cephelerdeki değişik sayıdaki yüksekte yer alan küçük pencerelerle aydınlatılmaya çalışılmıştır. İç süsleme bakımından mukarnaslı ikinci aynalı tonozla mihrap dikkati çeker. Mihrap nişinin etrafının bir kısmı yok olmuş geometrik süslemeli kalın bir silme çevreler. Yapı doğudan 2,kuzeyden 3 kapıya sahiptir. Tuğla minare kuzeybatı köşesine yerleştirilmiştir. Ana cephedeki kapıyı profilli bir silme çerçeveler. Son onarımlarda kubbe dıştan çokgenli kesme taş tambur üzerine çinko ile örtülmüştür. Eskiden toprak olan dam 1964 yılında komple çinko olarak değiştirilmiştir. Cami, Osmanlı döneminde 5 kez onarım görmüştür. Savaş yıllarında askeri amaçlarla kullanılmıştır. Erzurumlu ünlü şair Ketencizade bir beytinde:
    “Ulu cami bina oldukta bu türbe bina olmuş Bakanlar lafz ( arşa ) tarihi bilsin hesabından” Ebced hesabıyla 1179 tarihini düşürmüştür. Yapının 1179 – 1180 yıllarında Saltuklu Hükümdarı Nasrettin Muhammed zamanında inşa edildiği böylece ortaya çıkmaktadır.

    KAYAK MERKEZİ PALANDÖKEN
    Doğu Anadolu Bölgesinin Kuzeydoğu kesiminde yer alan ilimiz, 25066 Km2’lik alanıyla bölgenin en büyük ilidir (Kapladığı alan itibariyle).
    Çoruh, Fırat ve Aras havzalarının başlangıç noktasında yer alan il, kuzeyde Rize ve Artvin; batıda Bayburt ve Erzincan; güneyde Bingöl ve Muş; doğuda Kars ve Ağrı; kuzeydoğuda Ardahan ve kuzeybatıda Trabzon ile komşudur.
    İlimizin tarihî İpek Yolu üzerinde olması, tarih boyu önemli bir yerleşim alanı ve ticaret merkezi olmasını sağlamıştır. Bu sebeple birçok tarihî ve kültürel değerleri içinde barındırır. Erzurum’da tarih öncesi devirlerden günümüze kadar birçok kültür ve medeniyete ait kalıntılar ile özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihî eserler mevcuttur.
    Erzurum Palandöken Kış Sporları ve Turizm Merkezindeki konaklama tesisleri ile mekanik tesisler, kayak sporu yapan çok sayıda yerli ve yabancı turisti kış aylarında Erzurum’a çekmekte ve yılın 12 ayında da Erzurum, turizm bakımından hareketliliğini devam ettirmektedir.
    Pervizoğlu Camii (1716)
    1716 yılında Pervizoğlu Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır.

    Rüstempaşa Kervansarayı(Taşhan)
    Erzurum’daki kervansarayların en önemlisi Rüstempaşa Kervansarayı diğer adıyla Taşhan’dır.Yapı,büyük ihtimalle Kanuni Sultan Süleyman’ın Veziri Rüstempaşa tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır.Tarihi Rüstempaşa Kervansarayı günümüzde çarşı olarak kullanılmaktadır.İç avlunun etrafında yer alan bölümler,dükkan olarak kullanılırken,üskattaki bölümlerde yer alan esnaf Oltutaşı işlemeciliği yapmaktadır.
    Erzurum’daki Diğer Kervansaraylar
    Rüstempaşa Kervansarayı’ndan başka Erzurum’da Gümrükhane(Kongre meydanında),Cennetzade Hanı ve Kamburoğlu Hanı bulunmaktadır.İçlerinde en faal durumdaki Taşhan’dır.Taşhan’da çocuklar turistleri aldırmadan oyunlarına dalmışlar…

    EBU İSHAK KAZERUNİ TÜRBESİ
    Ebu İshak Kazeruni için yapılan bu türbe makam türbesi konumundadır.Türbe bir kale burcundan ibarettir.Yanında birde zafiyesi bulunmaktaydı.Erzurumlu ninelerimiz alimlerimizi şeyhlerimimizi unutmamaktalar.
    DİĞER TÜRBE VE KÜMBETLER
    GÜMÜŞLÜ KÜMBET:
    Kars Kapı semtindedir. Kitâbesi bulunmayan kümbetin 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kare şeklinde mumyalık, onikigen gövde ve konik külahlı kümbet sade bir görünüme sahiptir.
    KARANLIK KÜMBET:
    Derviş Ağa Câmii’nin karşısında bulunan kümbet 1309 yılında Sadrettin Türk Beğ tarafından yaptırılmıştır. Pencere ve mihrap nişleri mukarnaslıdır. Kümbet içten kubbe, dıştan konik külah ile örtülüdür.
    CİMCİME SULTAN KÜMBETİ:
    Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Bu kümbet de silindirik gövdeli ve konik külahlıdır. Muhtelemen 14.yüzyılın başlarında yapılmıştır.
    RABİA HATUN KÜMBETİ:
    Hasani Basri Mahallesi’nde bulunmaktadır. Mimari özelliklerine göre 14.yüzyılın başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Dıştan onikigen, içten silindirik planlı yapı kadın erenlerden Rabia Hatun’a atfedilmektedir.
    HABİB BABA TÜRBESİ:
    Ali Paşa Mahallesi’ndedir. Diğer bir adı da Timurtaş Baba olan Habib Baba Türbesini Erzurum’daki askeri komutanlardan Müşir Kemal Paşa 1844 yılında yaptırmıştır. Timurtaş Baba için yaptırılan türbeye dört yıl sonra vefat eden Habib Baba defnedilmiştir. Türbe, mescid ve mezarların yer aldığı iki bölümden oluşmaktadır.
    ERZURUM TABYALARI
    Erzurum’un bir ulaşım ve ticaret merkezi olarak taşıdığı değer tarih boyunca bu şehri askeri hedef durumuna getirmiş ve savunma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.
    M.S.415 yılında Romalılar tarafından yapıldığı bilinen Erzurum Kalesi; Bizans, İran, Arap ve Türk Devletleri arasında el değiştirdikten sonra, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
    Harp silah ve araçlarındaki gelişmelere, maruz kalınan tehdide paralel olarak, 1821 yılından itibaren Erzurum’u savunmak üzere Tabyalar inşâ edilmeye başlanmıştır.
    1821 yılında, bugün şehrin içerisinde kalmış olan Hasan Basri Toprak Tabyası, Erzurum’u çevreleyen üç kuşak halinde tahkimli savunma mevzilerini oluşturan 20 tabyanın ilki olarak yapılmıştır.
    Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa döneminde Topdağı üzerinde Mecidiye Tabya ile Sütnişan Tabya, şehrin güneyinde Büyükkiremitlik Tabya ve bunlar arasında bazı tahkimli mevziler inşâ edilmiştir.
    Kırım Harbi sonrasında, Sultan Abdülaziz’in direktifi ile Fosfor Mustafa Paşa başkanlığında teşkil edilen bir komisyon tarafından, Aziziye Tabya ve Küçükkiremitlik Tabya ile bazı iskân ve depolama tesislerinin yapılması planlanmıştır. 1867 yılında başlayan inşaat beş yılda tamamlanmıştır.
    Bu inşaat sırasında, Gümüşlü Kümbet (Susuzharmanlar) düzlüğünde yapılmasına ihtiyaç duyulan Tabya 3000 Erzurumlu gönüllünün ücretsiz çalışmasıyla iki yılda bitirilmiş ve Ahali Tabya olarak isimlendirilmiştir.
    1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde, yapılan hazırlıkların semeresi alınmış ve Rus kuvvetlerinin taarruz azmi Aziziye Tabya’da kırılmıştır.
    1880’li yıllarda, Şahap Paşa başkanlığında bir heyet tarafından Erzurum’a doğudan ulaşan yaklaşma istikametlerini kapatacak şekilde yeniden ele alınan tabyalar sistemi, altı grup halinde planlanan 15 yeni tabyanın inşasıyla 1896 yılında tamamlanmıştır.
    19.Yüzyılın sonlarında yapılan bu tabyalar; Dumlu kuzeyinde Gürcü Boğazı ile Kireçli Geçidi çıkışlarını kontrol eden Tafta ve Karagöbek Tabyaları,
    Kösemehmet Geçidi ve Toy Geçidi ile Hamamdere Boğazı’nı kontrol eden Çobandede ve Dolangez Tabyaları,
    Hamamdere Boğazı ve Toparlak Geçidi ile Pasinler Ovası’nı kontrol eden Uzunahmet Tabya ile güneyindeki Küçük ve Büyük Höyük Tabyaları,
    Toparlak Geçidi’ni kontrol eden Ağzıaçık ve güneyindeki Toparlak Tabya ile geçidin çıkışındaki Gez Tabya,
    Deveboynu Geçidi’ni kontrol eden Sivişli Tabya,
    Palandöken geçidini kontrol eden Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları,
    Erzurum çevresinde üç kuşak tahkimli savunma mevzi oluşturan ve hakim arazi kesimleri üzerinde inşâ edilmiş olan Tabyalar; 19.yüzyıldaki imkânlarla, tamamen Türk subay ve mühendisleri tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiştir.
    Tabyalar, etrafındaki araziye karşı ateş imkânı sağlaması yanında, cephanelik, dehliz halinde koğuşlar, erzak depoları gibi bütün askeri ihtiyaçları karşılayabilmektedir.
    Her biri bölgenin ağır kış şartlarında bile iki bölük ile iki tabur arasında kuvvetin barınmasına müsait olan tabyalar, gömme ve yarı gömme olarak inşâ edilmiştir.
    Tabyaların çoğunluğu yarı çapı 45-90 m. arasında yarım ve tam daire şeklinde toprak yığını görünümündedir.
    Koğuş olarak kullanıldıklarında 17.000 kişinin barınmasına yeterli olabileceği hesaplanmıştır.

    DİĞER MEDRESELER
    AHMEDİYE MEDRESESİ:
    Murat Paşa Mahallesi’nde, Murat Paşa Câmii’nin doğusunda bulunmaktadır. Günümüzde câmi olarak kullanılan medrese 1314 yılında Ali oğlu Ahmet tarafından Darül Hadis (Hadis Okulu) olarak yaptırılmıştır.
    Kapalı avlulu medreseler grubuna giren yapı küçük ölçüde planlanmıştır. Dikdörtgen şekilli avlunun üzeri tonozla örtülüdür. Süsleme açısından sade olan medrese Selçuklu Medreseleri tarzında inşâ edilmiştir.

    KURŞUNLU (FEVZİYE) MEDRESESİ:
    Mirza Mehmet Mahallesi’nde aynı adla anılan Kurşunlu Câmii’nin bitişiğinde bulunan medrese Erzurumlu Şeyhülislâm Feyzullah Efendi tarafından 1700 yılında câmi ile birlikte yaptırılmıştır. Medresenin onüç öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.
    ŞEYHLER MEDRESESİ:
    Şeyhler Mahallesi’nde aynı adla anılan Şeyhler Câmii’nin batısında bulunan medrese Müftü Mustafa Efendi tarafından 1760 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı bir avlu etrafında onbir öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.

    Tarihi Hamamlar
    İklimi bakımından Anadolu’nun en soğuk şehirlerinin başında gelen Erzurum’da Türk devrinin ilk yıllarından itibaren çok sayıda hamam yapılmıştır.Şehrin her yerinde bol miktarda su kaynağının olması da hamam sayısını artırmıştır.Çok eski devirlerde yapılan hamamlar suyun getirdiğinden ve tahribat yüzünden günümüze kadar ulaşamamıştır.Günümüze kadar ulaşabilenleri;
    Lalapaşa Hamamı
    Tebrizkapı semtinde bulunan Lalapaşa Hamamı’nın yapılış tarihine ışık tutacak bir kitabesi bulunmamaktadır,ancak hamamın dönemin beylerbeyi Lala Mustafa paşa tarafından yapıldığı zannedilmektedir.
    Boyahane Hamamı
    1566 yılında Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılmıştır.
    Murat Paşa Hamamı
    Erzincankapı Semti’nde bulunan Muratpaşa Hamamı,1572 yılında Hacı Muratpaşa tarafından yaptırılmıştır.
    Kırkçeşme Hamamı
    Ayazpaşa mahellesindedir.Çehresi tamamen değişerek günümüze ulaşmıştır 16. yüzyıl sonları ve 17.yüzyıl başları civarı yaptırıldığı sanılmaktadır.
    Saray Hamamı
    Emirşeyh mahallesinde Üç Kümbetler’in yanında bulunmaktadır.Girişinde bulunan kitabesine göre saray Hamamı 1707 yılında bir cami ve türbesi bulunan Derviş Ağa tarafından yaptırılmıştır.
    Gümrük Hamamı
    Gümrük Camii ile aynı tarihte yani 1718 yılında Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

    İki Göbek Hamamı
    Yapım tarihi 18. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır.Hamam planlarının içinde değişik bir görünüme sahiptir.Yeğenağa mahallesindedir.
    Şeyhler Hamamı
    Şeyhler Camii yanındadır.1720 yılında yaptırılmıştır.
    Fuadiye Hamamı
    Gürcükapı Semtinde bulunan bu hamamın mimari özellikleri çok değişmiştir.18.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

    Tarihi Çeşmeler
    Erzurum önemli su kaynakları üzerine kurulmuş bir şehirdir.Hemen her köşe başında bir çeşme bulunmaktadır.Erzurum’da çeşitli yerlere dağılan 13 ayrı su yolu bulunmaktadır.
    Erzurum’un çeşmelerinden bazıları
    Erzurum’daki çeşmelerden bazıları şunlardır:
    Cennet çeşmesi(Boyahane hamamı karşısındadır.),Hacı Mehmet Çeşmesi(Gürcükapı Semti’ndedir),Hüseyin Çeşmesi(Yukarı Habip Efendi Mahallesindedir),Kırkçeşme(Kırkçeşme Hamamı yanındadır),Şabahane Çeşmesi(Taşmağazalar’ın üst kısmındadır),Dabakhane Çeşmesi(Tebrizkapı Semti’ndedir),Akpınar(Mahallebaşı’ndadır).Dörtgüll ü Çeşmesi(Muratpaşa Çeşmesi).

    KAPLICALAR
    İlin ova kesimlerinde tektonik kökenli havzalar bulunması sebebiyle yer yer sıcak su kaynakları ve kükürtlü kaplıcalar mevcuttur. Bunlardan; Pasinler, Ilıca ve Köprüköy kaplıcaları ülke çapında ün kazanmış kaplıcalardır.
    Pasinler Kaplıcaları: Pasinler ilçe merkezinde Erzurum-İran Uluslararası geçiş yolu üzerinde ve Pasinler belediye sınırları içerisindedir. Bu kaplıcalar şu an günlük 3702 kişilik bir kapasiteye sahiptir. 205 metreden doğal çıkışlı olup, 15 lt/Sn. akım değerine sahiptir.
    Kaplıca sularının özellikleri:
    Sıcaklık : 39 C, Ph: 6.65, Tad: Tuzlu, Kalaviyet % 28
    Radon değeri: 13 eman/Lt.
    Kuru Hülasası: 3.0896 /Lt.
    Sülfat İyonu: 1.0082, Amonyak: 0.1566, Kalsiyum: 0.0708, Magnezyum: 9926, Natrion: 0.1271. Bu kaplıcalar böbrek, sindirim sistemi, idraryolları, romatizma, siyatik, lumbago, nevralji ve çeşitli kadın hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır.
    Ilıca Kaplıcaları:
    Ilıca ilçesi, Erzurum-İstanbul karayolu üzerinde ve il merkezine 18 km. mesafededir.
    Kaplıcalar, içerisinde karbon ve hidrojen maddeleri taşığıdı için dünyaca ünlüdür.
    Kaplıca sularının özellikleri:
    Sıcaklık: 39.4 C, toplam sertlik: 38 frans, Kalaviyet: 32.3, görünüş berrak, renk hafif sarı, koku yok, tortu az, Sodyum İyonu: 112 Mg./Lt., Magnezyum İyonu: 47.4 Mg./Lt., Demir ve Alüminyum: 3.6 Mg./Lt., Klor İyonu: 1403.3 Mg./Lt., Hidrokarbon: 1970.3 Mg./Lt., Akım değeri: 6 Lt/Sn. Bu kaplıcaların suları; mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, beslenme bozuklukları ve romatizma hastalıklarına olumlu etki etmektedir.
    Köprüköy (Deli Çermik) Kaplıca Suları
    Kaplıca suyu: Bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli, demirli ve bromürlü bir bileşime sahiptir. Sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı ve kalp hastalıkları, metabolizma bozuklukları ve romatizmal rahatsızlıklara olumlu etki yapmaktadır. Suyun sıcaklığı 26 C. olup, Ph değeri 6.12’dir. Akım değeri ise 101 lt/sn’dir. Köprüköy ilçemizde yer alan bu kaplıca merkez ilçeden 56 km. uzaklıkta olup, Erzurum-Ağrı-Kars karayolu üzerinde olduğundan ulaşım çok kolaydır.

    OLTU TAŞI
    Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan Oltu Taşı (kehribar) Erzurum’a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni’dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır. Erzurum’un meşhur oltu taşı; Sülünköyü, Güllüce, Güzelsu, Alataşlar ve Dutlu köyleri cıvarında çıkarılıyor. Yeraltında ince damarlar halinde bulunan ve oldukça zor şartlarda çıkarılan bu taş, yıllardan beri yöre halkının geçim kaynağı olmuş. Esnaf tarafından kilolarca satın alınan taş, toprak altına gömülerek saklanıyor, gerektiğinde çıkarılıp işleniyor. Heykeltraş becerisiyle işlenen taşlar kolye, broş, küpe, bilezik gibi süs eşyaları olurken, tespih, ağızlık ya da heykelcikler olarak çıkıyor.
    TAŞMAĞAZALAR CAD.
    Erzurum’da altının evi olarak bilinir.Taşmağazalar’da kuyumculuk gelişmiştir.

    ERZURUM İLİNİN BAŞLICA COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
    1.KONUM ÖZELLİKLERİ
    Erzurum ili Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu kesiminde yer alan Erzurum-Kars Bölümü’nün batı yarısını oluşturur. Çoruh, Fırat ve Aras havzalarının başlangıç alanında 25.066 km2’lik alanıyla ülke topraklarının % 3.2’sini kaplayan il, 40 15’ ve 42 35’ doğu boylamlarıyla 40 57’ ve 39 10’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
    Erzurum’u kuzeyden Rize’nin İkizdere ve Çamlıhemşin; Artvin’in Yusufeli ve Ardanuç; batıdan Bayburt’un Merkez ilçe ve Aydıntepe; Erzincan’ın Tercan ve Otlukbeli; güneyden Bingöl’ün Yedisu ve Karlıova; Muş’un Varto, Bulanık ve Malazgirt; doğudan Kars’ın Selim ve Sarıkamış, Ağrı’nın Eleşkirt ve Tutak; Ardahan’ın Göle ilçeleri çevreler.
    Topraklarının büyük bölümü yüksek alanlardan oluşan ili, kuzeyden Rize; batıdan Dumanlı, Mayram ve Kop; güneyden Cemal ve Bingöl; doğudan Aras ve Allahüekber dağları ile Ardahan yaylası sınırlar.
    Yaklaşık % 64’ünü dağların kapladığı Erzurum topraklarının büyük çoğunluğu kültüre elverişlidir. İl topraklarının, % 20.1’i platolardan, % 12.2’si yaylalardan ve % 4 kadarı da ovalardan oluşmaktadır. % 66’sı çayır ve mera olarak kullanılan toprakların ancak % 19’unda bitkisel üretim yapılmaktadır.

    2.YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
    Erzurum ili, Türkiye’nin orta ve batı kesimlerine göre, yükseltinin fazla olduğu illerinden biridir. İl yüzey şekillerinin ana çizgileri, Üçüncü Zaman’daki yer hareketleriyle şekillenmiştir. Miyosen sonlarında havzalara ayrılan bölge, daha sonra IV.Zaman Volkanik hareketleriyle önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Lav akıntıları, yüksek dağları, geniş ve çok yüksek yaylaları, çukurları doldurarak da ovaları oluşturmuştur.
    1.4.Vadiler
    Erzurum; Hazar Denizi, Karadeniz ve Fırat Havzalarının birleşme alanında bulunan, yükseltisi çok fazla bir ildir. Dağlar, Erzurum ili topraklarından doğuya ve batıya doğru bir yelpaze gibi açılarak yayılır. Üç ana havzanın başlıcaları olan Çoruh, Aras ve Karasu, doğu-batı yönünde yükseltinin iyice düştüğü ovalık alanlara kadar derin vadilerden akarlar.
    Çoruh Vadisi, Mescit dağlarından batıya doğru uzanır, Bayburt il sınırına ulaşıncaya kadar dar ve derindir. Erzurum il sınırından Bayburt’a kadar Çoruh Nehri’nin aktığı yatak dışında geniş bir tabana sahiptir. Bayburt’tan sonra yeniden daralıp, dikleşen Çoruh vadisi, bu noktada doğuya yönelir ve yer yer genişleyip daralarak, Rize dağları ile iç sıralar arasında geniş bir havza oluşturup Erzurum ilini kuzeyden kuşatır.
    Karasu vadisi, Kargapazarı dağlarının batı yamaçlarından başlar ve Erzurum ovasına ulaşınca, Karasu ırmağının aktığı yatak dışında geniş bir taban oluşturur. Aşkale’de vadi, yaklaşık 60 km. uzunluğunda dar ve derin bir boğaza dönüşür.
    Tekman yaylasından kuzeye doğru uzanan Aras vadisinin tabanı Söylemez yöresi dışında genellikle geniştir. Ancak, vadi tabanının geniş olduğu yerlerde bile, Aras ırmağının aktığı yatak oldukça derindir.
    Oltu vadisi, iki koldan oluşur. Birinci kol, Kargapazarı dağlarının doğu yamaçlarından kuzeye doğru uzanır. Oltu ilçesi yakınlarına kadar dar ve derindir. Bu kesimden sonra geniş bir taban oluşturur ve Allahüekber dağlarından başlayan öbür vadi ile birleşir.
    Mescit dağlarının doğu yamaçlarından başlayan Tortum vadisi genellikle dar ve derindir. Bu vadi üzerinde bulunan Tortum Gölü de, vadinin bir toprak kayması sonucu kapanmasıyla oluşmuştur.

    3.İKLİM ÖZELLİKLERİ
    Bilindiği üzere Erzurum ili şiddetli karasal “Doğu Anadolu İklimi” bölgesinde yer alır. Nitekim Erzurum Meteoroloji gözlem merkezinin 42 yıllık gözlem sonuçlarından anlaşıldığına göre, Erzurum’da “yıllık sıcaklık ortalaması” 6.0 derece kadardır. Bu değerin, 35 yıllık ortalamalara göre Kars’ta 4.2 derece olduğu hatırlanırsa, Erzurum-Kars Bölümü’nün gözlem yapılabilen merkezler arasında Türkiye’nin en soğuk bölümü ve Erzurum’un da, ülkemizin Kars’tan sonra en soğuk yöresi olduğu anlaşılmaktadır.
    Çevrenin sıcaklık rejiminde böyle bir sonucun ortaya çıkması, kuşkusuz denizlere uzaklık, karasallık, yükseklik ve şehrin coğrafi konumu gibi nedenlerle ilgilidir.
    Erzurum’da sıcaklık amplitüdü bir hayli yüksektir. Bu şehir ile hemen hemen aynı paralel üzerinde bulunan Sivas’ta en sıcak ve en soğuk ay ortalamaları arasındaki fark 23.9 derece , Ankara’da 23.9 derece , Erzurum’dan 3 derece , daha güneyde bulunan Antalya’da 18.1 derece ve yaklaşık 1 derece kuzeyde bulunan Trabzon’da 15.5 derece kadardır. Amplitüdün bu derecede yüksek olmasında, kontinentalite, yükseklik ve şehrin dağlarla sınırlandırılan bir depresyon içinde yer almış olmasının, diğer faktörlerle birlikte, önemli etkileri vardır. Bu durumu, en yüksek ve en düşük sıcaklık değerleri de açıkça ortaya koymaktadır.

    4. BİTKİ VE TOPRAK ÖRTÜSÜ ÖZELLİKLERİ
    Erzurum ilinin büyük bölümü, doğal step alanlarının içine girer. Bölgede ormanın doğal alt sınırı 1900-2000 m. olmakla birlikte, dağlardaki ve dağ yamaçlarındaki orman kalıntıları, bitki örtüsünün insan eliyle çok eski dönemlerden beri yok edildiğini kanıtlamaktadır. Ayrıca, dağ yamaçları ve tepelerdeki otlakların yoksulluğu da dikkat çekicidir. Bu durum, kuşkusuz, aşırı otlatmanın doğal bir sonucudur.
    İl arazisinin ancak % 7 kadarı orman örtüsüyle kaplıdır. Bu ormanlar, daha çok ilin kuzeydoğu kesiminde toplanmıştır. Sarıçam ve meşe toplulukları Oltu, Şenkaya ve Olur yörelerinde yoğunluk kazanmıştır. Çoruh vadisinden Yusufeli’ne doğru gidildikçe sarıçamların yanında ladinlerin de yer aldığı görülür. İlin batı ve güney kesimi ormandan bütünüyle yoksun bulunmaktadır. Batıda yalnız Aşkale ile Tercan arasında bozuk meşe ormanlarına rastlanır.
    Erzurum ilinde büyük toprak gruplarının tümüne rastlanır. Bunlardan bazaltik topraklar, kireçtaşı üzerinde oluşmuş, yarı olgun topraklardır. Organik madde oranları düşük olan bu topraklarda, sulamalı ve kuru koşullarda, meyvecilik ve tarla bitkileri yetiştiriciliği yapılabilir. Ana maddesi kireçtaşı olan bazaltik topraklar, ilde yaklaşık 917.000 hektar alan kaplamaktadır.
    Kestane renkli topraklar, ilin yarı nemli alanlarında yaklaşık 846.000 hektar alanı örter. Bu toprakların doğal bitki örtüsü ot ve çalıdır. Ana madde, kalkerden volkanik kayalara kadar değişen kireççe zengin maddelerdir.
    İlde, kurak mevsimi bulunan kesimlerde yayılış gösteren kahverengi orman toprakları yaklaşık 187.000 hektarlık bir alan kaplar. Organik madde oranı yüksek olan bu toprakların doğal bitki örtüsü, kışın yaprağını döken ağaç ve çalılardır. Ana madde kireççe zengin kil taşları ve mikaşistlerdir.
    Olgun topraklardan olan kahverengi topraklar, orta derecede organik madde içerir. Bu topraklar, ilde yıllık yağışın ortalama 250-400 mm. olduğu alanlarda bulunur ve yaklaşık 134.000 hektar alanı örter. Doğal bitki örtüsü kısa ve orta boylu çayır otlarıdır. Ana madde marn, killi şist ve kalkerdir.


Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2013, 19:59
  2. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 12-27-2012, 01:28
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12-26-2012, 02:28
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-18-2012, 18:34
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-12-2012, 19:54

Bu Konudaki Etiketler

Erzurum tarihi ve turistik yerleri Yer İstanbul , 34, TR incelenme 1927 kişi oylama: 4.5 / 5
Yukarı Fırlat