Paylaşım Alemi
Paylaşım Alemi
+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
123 ... SonSon
  1. Isparta doğumlu,Isparta'da yetişmiş ünlüler,Ispartalı ünlüler

    Sponsonlu Bağlantılar

    hangi Ünlüler ıspartalı,ıspartalı ÜnlÜleri, ıspartalı ÜnlÜler kİmlerdİr,ıspartalı,ıspartalı akademisyenler,ıspartalı bürokratlar,ıspartalı futbolcular,ıspartalı milletvekilleri,ıspartalı olan Ünlüler,ıspartalı olan ünlüler kimler?, ıspartalı sanatçılar,ıspartalı sanatçılar,ıspartalı Ünlüler,ıspartalı Şairler,ıspartalı sporcular,ıspartalı ünlü futbolcular,ıspartalı ünlü kişiler,ıspartalı ünlü sanatçılar,ıspartalı ünlüler,ıspartalı ünlüler kimler,ıspartalı ünlülerin isimleri,Aslanzade Mustafa Çelebi,Ziyai Yusuf Çelebi,Ali Çelebi,Abdülkadir Efendi,Isparta'lı Abdülkadirler,Şeyh Mehmet Nuri Efendi,Abdülkadir Çelebi Efendi,Şerif Mehmet Efendi,Şair NuriŞeyhi, Hasan Efendi,Gülcü İsmail Efendi, Süleyman Demirel,Erkan Mumcu,Mine Mutlu,Cahit Berkay,Emre Aydın,Celalettin Cerrah,Yavuz Seçkin,

    Isparta doðumlu,Isparta'da yetiþmiþ ünlüler,Ispartalý ünlüler-250px-isparta_-tr-.svg.jpg


    Süleyman Demirel
    İsim:  süleyman demirel.jpg
Görüntüleme: 1872
Büyüklük:  8,1 KB (Kilobyte)
    Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda dersler verdi. Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 10 Ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak Parlamento'ya girdi ve Türkiye'nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükûmet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükûmeti'ni kurdu. Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32. T.C. Hükûmeti'ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa daha hükûmet kurdu. 12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de yapılan halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve 24 Eylül 1987 tarihinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi. 29 Kasım 1987'de yapılan genel seçimlerde Isparta Milletvekili olarak tekrar TBMM'ne girdi. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, DYP ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin biraraya gelerek kurduğu 49. T.C. Hükûmeti'nde Başbakan olarak görev aldı. 30 yaşında genel müdür, 40 yaşında önce parti genel başkanı, sonra başbakan olmuş; 12 seneye yaklaşan başbakanlık görevinde, Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye'nin en genç genel müdürü, en genç başbakanı ve İsmet İnönü'den sonra en uzun başbakanlık yapmış kişisidir. 6 dönem Isparta Milletvekilliği yapmış, 7 sene yasaklı kalmış, 6 defa hükûmetten gitmiş, 7 defa hükûmet kurmuştur. 16 Mayıs 1993 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Demirel bu görevi 16 Mayıs 2000 tarihine kadar sürdürdü.


    Erkan Mumcu (1963 - .... )

    İsim:  3531.jpg
Görüntüleme: 1913
Büyüklük:  8,7 KB (Kilobyte)
    Erkan Mumcu, 1963 yılında Isparta'nın Yalvaç ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Isparta ve İstanbul'da çeşitli okullarda tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Mumcu, tekstil sektöründe de bir süre faaliyet gösterdi.

    1995 yılında Anavatan Partisi'nde politikaya atılan Erkan Mumcu 20. dönem Isparta Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi. Parlamento'da Araştırma Komisyonu Başkanlığı, Adalet ve Anayasa Komisyonlarının yanı sıra çeşitli araştırma ve soruşturma komisyonlarında da üye olarak görev aldı. 1995-1996 yıllarında Anavatan Partisi Genel Başkan Danışmanı olan Mumcu, 1997-1998 yılları arasında Anavatan Partisi Genel Sekreteri olarak partisinin karar organında yer aldı. Mumcu, yine 1998 yılı sonundan 1999 yılı Haziran ayına kadar partisinde Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.

    Haziran 1999'da kurulan Türkiye Cumhuriyeti 57. Hükümeti kabinesinde Turizm Bakanı olarak yer aldı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde AK Parti'den milletvekili oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı yapan Erkan Mumcu 15 Şubat 2005'de bakanlık görevinden ve AK Parti'den istifa etti. Anavatan Partisi'ne dönen Mumcu, tek aday olarak girdiği 4.Olağanüstü Kongre'de Genel Başkanlık'a seçildi.

    İngilizce bilen Mumcu, evli ve iki çocuk babasıdır.

    SİYASİ KARİYERİ

    1995 : ANAVATAN PARTİSİ 20. DÖNEM ISPARTA MİLLETVEKİLİ
    1995-1997 : GENEL BAŞKAN DANIŞMANI
    1997 : ANAVATAN PARTİSİ GENEL SEKRETERİ
    1999 : ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
    1999 : ANAVATAN PARTİSİ 21. DÖNEM ISPARTA MİLLETVEKİLİ
    1999-2001 : 57. HÜKÜMET TURİZM BAKANI
    2001 : ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
    2002 : ADALET VE KALKINMA PARTİSİ 22.DÖNEM ISPARTA MİLLETVEKİLİ
    2002 : 58. HÜKÜMET MİLLİ EĞİTİM BAKANI
    2003-2005 : 59. HÜKÜMET KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI
    2005 : ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI
    26 Ekim 2008 tarihinde yapılan Anavatan Partisi 6. Olağanüstü Büyük Kongresinde, genel başkanlıktan ayrıldı. Genel Başkanlığa Salih Uzun seçildi.


    Mine Mutlu
    Cahit Berkay
    Emre Aydın
    Celalettin Cerrah
    Yavuz Seçkin



    ARİF HİKMET SARICALIOĞLU(Şair ve Öğretmen)

    1899 yılında İskenderun'un Belen Kasabası'nın (Kızılkaya) köyünde doğdu. Babasıköy halkından, (Sarıçalı Oymağı)'ından Mehmet Ağa idi.Arif Hikmet, ilköğretimini Antalya Numune İlkokulu'nda yaptı. Sonra Halep ilköğretmen okulunda devama başladı.
    Fakat henüz ikinci sınıfta iken Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla askere alındı ve İstanbul Yedek Subay Talimgahına (Eğitim Birliğine) sevkolundu. Savaş süresince yedek subay olarak görev yaptı. Terhis olunca memleketine döndü ve Adana ilköğretmen okuluna kaydolarak eksik kalan öğrenimini tamamladı. Öğrenciliği sırasında zekası, çalışkanlığı,üstün bilgi ve yetenekleriyle öğretmenlerinin ve idarenin dikkatini çekti, sevgisini kazandı. Bu nedenle Müdür Ali Ulvi Beyin teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığınca aynı okulun uygulama öğretmenliğine atandı. Sözü edilen görevde iki yıl kaldı. Sonra

    Konya'daaçılan Orta Muallim Mektebi'ne girdi.Okul Konya'dan Ankara'ya taşındı. Arif Hikmet
    1928 yılında buradan diploma aldı. İlk görev yeri İsparta'dır. Uç yıl çalıştıktan sonraBurdur Ortaokulu'na,oradan da Diyarbakır Lisesi'ne nakledildi.
    Doğruluk derecesini tam saptayamamakla birlikte, sonradan edinebildiğim tek bilgi,Hatay'ın Fransız mandasından çıkıp, kendi isteği ile Türk sınırları içine katılmadan önce geçirdiği bağımsız dönemde, Arif Hikmet'in Hükümette Milli Eğitim Bakanı olarakgörev aldığıdır.
    Arif Hikmet Bey'in 1930 yılında Isparta Ortaokulu'nda birkaç ay öğrencisi oldum.
    Böylece kendisini yakından tanımak fırsatını buldum. O tarihte otuzbir yaşında olmasına karşın bekardı. Ortaokulun çatı katındaki bir odada yatıp kalkardı. Sarışın, orta boylu, ince yapılı idi. Geniş çaplı bir gözlük kullanırdı. Her zaman siyah veya koyu lacivertbir elbise ve beyaz gömlek giyer, papyon takardı. Kunduraları hep pırıl pırıldı. Giyiminde olduğu kadar konuşmalarında da, davranışlarında da nazik, kibar ve titizdi. İnce duygulu ve alıngandı. Bu nedenle küçük bir saygısızlık karşısında kızar ve kırılırdı. Ancakbunlar saman alevi gibi geçici idi.
    Şairdi. 1932-1933 yıllarında bastırdığı (Menekşeler) adlı bir şiir kitabı vardır. Bu kitapta yüz kadar şiiri toplanmıştır. O, şiirlerinde hep doğa ve insan sevgisini işlemiştir.
    Çok kez yalnız başına kırlarda ve bahçelerde dolaşır şiirlerini yazardı. Aynı zamandaömrüm boyunca eşine pek rastlayamadığım derecede güzel şiir okurdu. Öğrencilerine
    doğayı, insanlığı, güzelliği sevmelerini öğretmeye çalışmıştır. Kanımca bir eğitimcinin ya-
    pabileceği bundan daha üstün bir görev yoktur. Kişiliği hakkında yargıya varabilmek
    için onun şiirlerini okumak yeter. Ayrıca o bugün ülkemizin dört bir yanında yaşayan
    onbinlerce öğrencisinin gönül bahçelerinde tazeliğini ve kokusunu yitirmeyen bir çiçek
    olarak yaşamaktadır.
    Arif Hikmet Beyin İsparta'da görevde bulunduğu yıllarda halı işçileri, çok kötü koşul-
    larda çalışır ve emeği karşılığı soğan ekmek yiyecek kadar para kazanırlardı. Kazancın
    yüzde sekseni-doksanı patronundu. İşte, bundan duyduğu üzüntüyü şöyle dile getiriyor-
    du:

    HALICI
    Gönlünde bir dert mi var, ayrı mısın eşinden ?
    Genç yüzün daha solgun bir akşam güneşinden
    Yorgun mu, hasta mısın ? Haydi, doku !
    Vur kirkidi, isterse buz kessin için dışın;
    Saplandıkça bağrına dişleri kuduz kışın,
    Bir dakika gülmiyen bahtına lanet oku?..

    Bilmezler ki. her teli canından sevgilidir,
    İşlediğin her nakış ıstırabın dilidir;
    Gönül feryadını besteler perde perde ;
    Çek ! Bahtının bilmeyen ebedi cefasını,
    Sen göz nuru dök işle, el sürer safasını,
    Ömrün gibi (Halın) da sürünür kuru yerde.



    VASFİ EFENDİ

    Ispartalıdır. İyi bir öğrenim gördükten sonra memurluğa girdi. Zekası, beceri ve yeteneği ile başarılar kazanarak kısa zamanda üstün derecelere yükseldi. Çeşitli eyalet Valilikleriyle, Maliye ve Vakıflar Bakanlığı yapan Mehmet Hurşit Paşa'nın uzun süre Yazıİşleri Müdürlüğünü yaptı. 1866'da görevinden alındı ise de 1868'de yeniden BaşbakanlıkYazı İşleri Dairesine atandı. 1878 yılında Yargıtay Genel Sekreterliğine getirildi.
    1884'te Adalet Bakanlığı, 1889'da Başbakanlık Özel Kalem Müdürü oldu. 1883'te memu-
    riyeti yükseltilerek Danıştay üyeliği ve aynı dairenin Genel Sekreterliği ile görevlendirildi.Ölünceye kadar geçen on üç yıl içinde hep bu görevde kaldı. 1896'da öldü ve İstanbul'da Sünbül Efendi Kabristanına gömüldü.
    Vasfi Efendi Farsça'yı çok güzel yazar ve konuşurdu. Teorik ve uygulamalı bilimlerledil biliminde derin bilgiye ve üstün bir yazı yazabilme yeteneğine sahipti.



    NURİ MEHMET ALİ EFENDİ

    Ondokuzuncu yüzyıl başlarında Isparta'da doğdu. İstanbul'a giderek öğrenim gördüve müderris oldu. Bir süre bu görevde bulunduktan sonra Kadılığa yükseltildi. Çeşitliyerlerde Kadılık yaptı. Son olarak 1866'da Mekke Kadılığı'na atandı.Aynı yıl orada öldü.



    YUSUF SİNAN EFENDİ

    (Şeyh Sinan veya Yusuf Sinan Hamidi) diye anılmıştır. Müderris ve Şeyh idi. FatihSultan Mehmet'in Padişahlığı döneminde Müderrisliklerde bulunmuş ve ölmüştür.
    Tanınmış eseri (Akayid-i Teftezani) ye ait şerhidir.


    NAHİFİ

    Ispartalıdır. Şairdir; Divan halinde toplanmış olmamakla beraber birçok şiirleri var-
    dır. Önce Kadı vekilliklerinde, sonra da Kadılıklarda bulundu. 1609 tarihinde öldü ve
    Edirne Kapı Kabristanı'na gömüldü.



    HOCAZADEMUSLİHİTTİN MUSTAFA EFENDİ

    Muslihittin Mustafa, Molla Ayas ve Ispartalı Abdülkadir Efendiler, Fatih Sultan
    Mehmet'in öğretmenidirler. Bunlardan Molla Ayas ve Muslihittin Mustafa , biyografisi
    ayrıca verilen ve II'inci Murat zamanında, yani İstanbul Bizans egemenliğinde iken, Ata-
    bey Medresesinde Müderrislik yapan ünlü bilgin Ayasluğ Çelebisi'nin öğrencisi olmuş-
    lardır. Dolayısıyla bu topraklarda kazandıkları bilgilerle çağ değiştiren bir komutanın fi-
    kir dünyasını aydınlatmışlardır. Belirtilen nedenle, kültür varlıkları yönünden Atabey'li
    sayılmalarında bir sakınca yoktur sanırım. Aslında cahil bir adam nereli olursa olsun ne
    anlam taşır ki ?..
    Hocazade Muslihittin Mustafa'nın babası bir ticaret adamı idi ve oğlunun okumasını
    arzu ediyordu. Böyle olmasına karşın Mustafa, önce Hızır Bey'den sonra Ayasluğ Çele-
    bisi'nden ders aldı. Bilgi ve ahlak üstünlüğü dolayısıyla Fatih tarafından kendisine hoca
    seçildi. Henüz otuzbeş yaşında bulunmasına rağmen Kazaskerliğe getirildi. Fakat kendi-
    sini çekemeyenlerce Padişahın gözünden düşürülüp bu görevden alındı, Bursa Müderris-
    liğine atandı.
    1467'de Edirne, 1468'de İstanbul Kadısı oldu. Daha sonra İznik Kadılığı ve Müderris-
    liği, 1482'de ise Bursa Kadılığı ve Müftülüğü verildi.
    1488yılında Bursa'da öldü ve Emirsultan yakınına gömüldü.
    Hocazade Muslihittin Mustafa çağdaşları arasında her bakımdan üstünlüğünü kabul
    ettirmişti. Arap ve Acem bilginlerinin dahi beğenisini kazanmıştı.

    ESERLERİ :

    1- Fatih Sultan Mehmet'in emirleriyle yazdığı (ELTAHAFÜT),
    2- Sultan II'nci Beyazıt'ın emirleriyle yazdığı (ŞERH-ÜL MEVAKİF)'a Haşiye ,
    3- Haşiye-i Telvih.
    4- Haşiye-i metni TAVALİ
    5- Ömer-ül Ehberi'nin Fizik ile ilgili (Hidayet-ül Hikme) adlı kitabına ek açıklama
    (Bu ekte cisimlerin hareketleri, ışık ve ışınlar, çeşitli gök olayları açıklanmıştır).


    NUH NACİ EFENDİIspartalı'dır. İstanbul'da öğrenim görerek Müderris oldu. Darüssaade Ağası (Padişah
    sarayında Harem Dairesi Ağası) Tahir Ağa'nın imamlığını yaptı. Sonra medreselerde
    ders verdi. Devriyeden Maaş, Trablus ve Beyrut Mollalıklarında bulundu. Ayrıca din
    mahkemelerinde yargıçlık yaptı.1858yılında öldü.



    NURULLAH EFENDİ

    Ispartalıdır. Öğrenimden sonra bir süre Müderrisliklerde bulundu. Daha sonra Kadı-
    lığa atandı. Konya, Bursa ve Yenişehir'de Kadılık yaptı. 1727 yılında öldü. Değerli bir
    bilgin, iyi ahlaklı bir insandı.



    Konu bilgedede tarafından (09-22-2013 Saat 12:41 ) değiştirilmiştir.

  2. YAKUP EFENDİ
    (Yakup Hamidi) diye tanınmıştır. 15'inci yüzyılın ikinci yarısında İsparta'da doğdu.
    Bir süre memleketinde okuduktan sonra zamanın ileri gelen medreselerinde ders gördü
    ve müderris oldu. Özellikle İslam hukukunda yetkili bir bilgindi. 1523 yılında öldü.



    MUSLİHİTTİN EFENDİ

    (Yörüklerden büyük bir bilgin)
    Isparta yaylalarında yaşayan bir yörük ailesinin çocuğu idi. Onlarda benzerleri gibi
    ilkbahar, yaz ve sonbaharı memleketlerinin yaylalarında geçirir, kış mevsimi başlangıcın-
    da sürüleri ve obalarıyla daha sıcak olan Antalya'ya yakın bölgelere göç ederlerdi.
    Muslihittin Efendi bir yörük çocuğu olmasına karşın henüz nasıl gerçekleştiğini sapta-
    yamadığım bir raslantı ile İstanbul'a okumaya gitti. Orada en büyük medreselerde, en
    ileri gelen bilginlerden ders aldı ve müderris oldu. Bir süre müderrisliklerde bulundu.
    Fakat daha geniş bilimsel çalışmalar yapabilmek amacıyla görevinden ayrıldı. Bu sırada
    gerek bilgi ve gerekse ahlak üstünlüğü ile hem çevresinin hem de Osmanlı Sarayının ön-
    de gelenlerinin derin sevgi ve beğenilerini kazandı. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman gi-
    bi Dünya tarihine şanlı damgasını vurmuş ünlü büyük bir komutan ve kültür adamı tara-
    fından oğlu Şehzade Cihangir'e, öğretmen olarak atandı. Muslihittin Efendiye verilen
    bu görev kendisinin Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş döneminde gerçek olarak ne
    değerde bir kişiliğe sahip bulunduğunu anlamaya yeter ve artar sanırım.
    Şehzade Cihangir (1553) yılında ölünce Muslihittin Efendi de emekli oldu. Yedi yıl
    daha ilmi çalışmalarına devam etti ve (1560) da öldü.


    HAYDAR EFENDİ

    Biyografisi ayrıca verilen Ispartalı Taceddin İbrahim (Küçük Taceddin)'in oğludur.
    Babası Kanuni Sultan Süleyman döneminin ileri gelen bilginlerinden olduğu için iyi bir
    öğrenim gördü. Bir süre Müderrisliklerde bulunduktan sonra Kadı oldu. Halep, Üskü-
    dar (İstanbul) ve Bursa'da Kadılık yaptı. 1604 yılında Mısır Büyük Kadılığına atandı.
    Görev yerine hareket etti ancak İskenderiyye'ye ulaştığında orada öldü. Bilgi ve ahlak
    bakımından çevresinde iyi etki bırakmış bir zat idi.
    Eserleri:
    Zamanın önemli bizı kitaplarına ek olarak yazdığı açıklamalardır.


    MUSTAFA EFENDİ

    Ispartalıdır. Babası. Mehmet Efendi'dir. Çeşitli yerlerde Müderrisliklerde bulundu.
    Sonra Kadılığa getirildi. 1795 yılında Selanik'te Kadı iken öldü.
    Eserleri:
    En tanınmışı (Sad-ı Cihar-ı Güzin) yani (Allaha kendini adamış ilk dört kutlu Hali-
    fe)'dir (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali)


    HAMİT OĞULLARI

    Hamit Oğulları'nı tarih yönünden ele almak konumuz dışıdır. Ancak Anadolu Selçuk-
    luları'nın çöküş döneminde bölgemizde Bizanslılar'a komşu olarak yüzyılı aşkın bir süre-
    li ömrü olan bir Beylikten, onun kurucu ve yöneticiliğini yapan büyük adamların biyog-
    rafilerinden söz etmeden geçmek en az bir değerbilmezlik ve haksızlık olur.
    13'üncü yüzyılın ikinci yarısı içinde kurulan Hamitoğulları Beyliği en geniş zamanın-
    da bugünkü Isparta ve Burdur illerinin tümünü, Şuhut, Akşehir, Beyşehir, Seydişehir il-
    çelerini, Antalya Merkez Elmalı, Korkuteli, Serik, Manavgat ve Akseki, hatta bağımlılık
    bakımından Menteşe Beyliğine ait Kaş ve Finike ilçelerini sınırları içine alıyordu.
    Hamit Bey: Selçuklular'a bağlı olarak adını taşıyan Hamitoğulları Beyliği'ni kuran
    bir Türk beyidir.
    I'inci İlyas Bey: Babası Hamit Bey'in ölümü üzerine yerine geçmiş, 1280-1300 tarihle-
    ri arasında Beyliği yönetmiştir. Döneminde sınırlarını çok genişletmiştir. I'inci İlyas Bey
    ölünce Hamit Beyliği birisi Hamit (Isparta)Eli, öbürü Teke (Antalya)Eli olmak üzere
    oğulları arasında bölüşülmüştür. Bu nedenle1924 yılına kadar Isparta (Hamit Sancağı
    veya Hamid eli), Antalya ise (Teke, Teke eli veya Teke Sancağı) olarak anılagelmiştir.


    HAMİDOĞULLARI

    (Isparta Bölgesi)
    FELEKÜDDİN DÜNDARBEY

    Beyliğin kurucusu Hamit Beyin torunu I'inci İlyas Beyin oğludur. Daha önce kısaca
    açıklandığı üzere Beyliğin Antalya, Korkuteli, Gölhisar bölgesini (Teke eli) kardeşi Yu-
    nus Beye bırakmış, kalan kısımların (Hamit eli veya Hamid abad) yönetimini kendisi al-
    mıştır(1300). Önce Uluborlu'yu merkez yapmış, sonra Eğirdir'e nakletmiştir. Bu sırada
    Eğirdir'i yeni baştan kurarcasına onarıp yeni yapılarla donatmıştır. Bayındırlık çalışma-
    ları arasında en önemlilerinden biri de, eski bir Selçuklu Hanını kendi adıyla anılan
    medrese haline çevirmesidir (1310 tarihinde). Eğirdir onun zamanından itibaren (Fele-
    kabad) diye anılagelmiştir. 24 yıllık beylikten sonra yeğeni Mahmut Bey'in (Teke Beyi)
    yardımı ile İlhanlılardan Çoban Emir'in oğlu Demirtaş tarafından öldürülmüştür(1324).

    Hamitoğullarından gelen öbür Beyler şunlardır:
    Hızır Bey(Dündarbey oğlu)(1327-1328)
    Necmettin İshak Bey (Dündarbey oğlu) (1328-1340)
    Mustafa Bey (Dündarbey oğlu) (1340-1355)
    Hüsamettin II'inci İlyas Bey (1355-1370)
    Kemalettin Hüseyin Bey:1370-1391yıllarında Beylik yapmıştır. İyi bir yönetici değil-
    di, onun için Beyşehir, Seydişehir, Akşehir, Yalvaç ve Karaağaç'ı seksenbin altın karşılı-
    ğında Osmanlı Padişahı Murat Hüdevendigar'a satmıştır. 1391 tarihinde de Hamitoğul-
    ları (Isparta bölümü) tümden Osmanlı idaresine geçmiştir.


    HAMİDOĞULLARI

    Tekeli (Antalya)

    Kolu Beyleri:
    Yunus Bey:
    Hamitoğulları'nı Selçuklulardan tamamen ayırıp bağımsız hale getiren Feleküddin
    Dündar Beyin kardeşidir. Dündar Bey tarafından yönetimine verilen Antalya Bölgesi'n-
    de 1300-1324 yılları arasında beylik yapmıştır.
    - Mahmut Bey:
    Babası İlyas Bey'in yerine geçince İlhanlılar'la birleşmiş ve amcası Dündar Bey'in öl-
    dürülmesinde yardımcı olmuştur. 1324-1328 (bazı kaynaklara göre 1324-1327) yıllarında
    yönetimde bulunmuştur.
    - Hamidoğullarının Teke (Antalya) kolundan gelen öbür beyler şunlardır:

    - Sinanettin (Sinanüttin) Hızır Bey (1328-1355),
    - Dadı Bey (1355-1360),
    - Zincirkıran Mubarizüddin Mehmet Bey (1360-1380),Osman Bey ve Ali Bey'dir.
    Teke Beyliği 1423 yılında Osmanlı idaresine geçmiş ve böylece Hamidoğullarının bu-
    radaki sülalesi de sona ermiştir.


    KINALIOGLU PAŞA

    Ispartalıdır. Babası 17'inci yüzyılda Celali Ayaklanmaları diye ün yapan ayaklanmala-
    rı çıkaran Kalenderoğlu ile birlikte çalıştı. Birçok şehrin yağmasında ve harabedilmesin-
    de bulundu. Kalenderoğlu 1608 yılında yenilip İran'a kaçınca o da yakalanıp idam edil-
    di.
    Kınalıoğlu Paşa da bir ara babası gibi devlete karşı ayaklandı. Hatta kısa bir süre
    için Aydın ve Teke (Antalya) bölgelerinin yönetimini ele aldı. Ancak sonunda Silahtar
    Mustafa Paşa'ya sığınarak teslim oldu ve onun yardımı ile Padişah tarafından affedile-
    rek Paşalıkla ödüllendirildi. 1638'de Maraş Valiliğine atandı. Üç yıl bu görevde kaldık-
    tan sonra yeniden ayaklandı. 1641 yılında Hükümet kuvvetlerince yakalanıp öldürüldü.


    SADRAZAMKEMANKEŞ ALİ PAŞA

    Eğirdirlidir. Kemankeş Ali Paşa veya Kemankeş Kara Ali Paşa diye tanınmıştır.
    Okul çağında İstanbul'a geldi. Enderunu-Humayun'a, yani Sarayda çalışan kimseleri ye-
    tiştiren ve Saray Üniversitesini de kapsayan teşkilata (örgüte) kabul edildi. Burada eğiti-
    lip öğrenim gördü. Öğrenimi bitince Vezir rütbesi verildi. Bu arada Kazasker Bostanza-
    de Mehmet Efendi'nin kızı ile evlendi. Uzun bir süre Diyarbakır ve Bağdat Valiliklerin-
    de bulundu. Daha sonra Dördüncü Vezirliğe yükseltilerek Divan-ı Humayun'a (Bakan-
    lar Kuruluna) alındı. II'inci Osman öldürülüp IV'üncü Murat Padişah olunca Sadrazam-
    lık makamına getirildi (1622). Böylece IV'üncü Murad'ın ilk Sadrazamı oldu. Ancak bu
    makamda yedi ay kalabildi. Rüşvet aldığı, İran Şahı'nın Osmanlı İmparatorluğu aleyhi-
    ne olan davranışlarını yalan söyleyerek padişahtan sakladığı nedenleriyle 1623 yılında
    başı kesilerek öldürüldü ve Ali Paşa Camisi avlusundaki kabristana gömüldü.


    SADRAZAMSEYİT HACI ALİ PAŞA

    Sultan II'inci Mahmut döneminin sadrazamlarındandır. Uluborlu ilçesinden Yeğena-
    ğa oğullarından Mustafa Efendi'nin oğludur. 1756 yılında doğdu. Çocukluğunda istan-
    bul'a gidip öğrenim gördü ve Saraya girdi. Vezirler (özellikle Ali Paşa) dairesinde çalış-

    tıktan sonra Kapucu başı oldu. 1816'da Vezirlik rütbesi verilerek Mora Valiliğine
    atandı. 1819'da Hüdevendiğar (Bursa) ve Kocaeli Valisi oldu.1820yılı Ocak ayında Sad-
    razamlığa getirildi.1821Nisanında görevinden alındı. Fakat kısa bir süre sonra (Karade-
    niz Bölgesi Askeri Komutanı) ve Karaburun muhafızı oldu. Ardından yeniden Mora Va-
    liliğine gönderildi. 1822'de Valilikten alınarak ordu emrinde Ankara ve Çankırı Sancak-
    larında görevlendirildi. 1823'te yine işinden uzaklaştırıldı. 1825'te Vezirliği alınarak Fili-
    bede oturmaya zorunlu kılındı ise de yine aynı yıl içinde Konya Valiliğine atandı. Niha-
    yet sözü edilen işinden çıkarılarak Maltepe'deki çiftliğinde oturması emredildi ve bura-
    da 1826'da öldü. Karacaahmede gömüldü. Kayınbiraderi Mustafa Reşit Paşa'nın yetiş-
    mesinde büyük rolü olmuştur. Oğlu (Aziz Bey) döneminin ileri gelen Devlet adamların-
    dandı.


    ŞEM'İ(Halk Ozanı)

    Osmanlıların son döneminde yetişmiş Uluborlulu bir Halk Ozanıdır. 1852 yılında
    Uluborlu'nun Camii Kebir mahallesinde doğmuştur. Aile lakabı (Kahramanzade) dir.
    Bugün de sülalesinin Kahraman soyadını taşıdığı anlaşılmıştır.
    Şem'i, öğretim gördükten sonra tapu memurluğuna girdi. Bir süre Aydın, daha sonra
    da uzun yıllar Isparta (O zamanki adıyla Hamidabat) ilçelerinde memurlukta bulundu.
    Kendisini yakından tanıyan rahmetli yazar ve araştırmacı Sait Demirdal onu şöyle anlat-
    maktadır: "Şem'i uzun boylu, vücut yapısı bakımından çok zayıf, biraz da hastalıklı idi."
    Herhalde belirtilen özellikleri dolayısıyladır ki (55) gibi henüz ihtiyar sayılmayacak bir
    yaşta 1907 yılında görevini sürdürürken öldü.
    Çağdaş'ı olan Senirkentli Ozan Kamil Efendi ile karşılıklı şiirler yazarak mektuplaş-
    tıkları, ayrıca Arap harfleri ile yazılmış olarak bütün şiirlerini toplayan (200) sayfalık bir
    defterin oğlu Tapu Sicil Memuru Tevfik Bey'de bulunduğu yine Sait Demirdal tarafın-
    dan verilen bilgilerdendir.
    (Şem'i)nin şiirleri,onun bir halk ozanı olmasına rağmen dil, kalıp ve ruh bakımından
    büyük ölçüde Divan Edebiyatı'nın etkisinde kaldığını göstermektedir.Şimdi iki şiirinden
    birer örnek verelim.

    CANAN
    Cihanın serveti bir dilrübaya malik olmaktır
    Cihanın rehberi zikri hülyaya salik olmaktır.
    Bu muşdan eden tefsirini elbette fehmeyler,
    Yanıp Leyla'nın aşkıyla hüneri Mevlayı bulmaktır.
    Kat'i mest eyledi aşkın şarabın arttı feryadı
    Şirin sevdası Ferhat'ın deldiği dağı bulmaktır

    1897yılı 21 Mayıs'ında penceresi yakınında öten bir bülbülden etkilenerek yazdığı şi-
    ir:

    Var gülistanda ara ma'şukuna var andelip
    Kuşe-i vahdeti başıma eyledin dar andelip
    Derdine dert anı nü maksut ben gibi biçareden
    Ruzu şeb senden beter etmekteyim zar andelip
    Var benim dili pareme hançer urup incitme var
    Hayli demdir kesti benden iltilaf yar andelip
    Kimseye arzedemez oldum garibi esrarımı
    Küstü mü dostum ta'n etmekte ağyar andelip
    Bir selam olsun götür benden, beni affeylesin
    Kimse vermez sana benden başka esrar andelip
    Anladın mı derdini sen, anladım ben derdimi
    Sevdiğin mahbubun etrafında var harı andelip
    Derdini feryat ile dehre duyurdun ey garip
    Maksadın aşıklara ilan mı her bar andelip
    Yalnız Şem'i divane mi vuslatı arzu eden
    Cümlenin maksudu vuslat, arzı didar andelip

    Görülüyor ki Şem'i, ince duygulu, kültürlü ve rahatlıkla şiir yazabilme yeteneğinde
    bir ozandır.

    Konu bilgedede tarafından (09-22-2013 Saat 12:42 ) değiştirilmiştir.

123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10-28-2013, 13:48
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-18-2013, 12:41
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02-22-2013, 11:53
  4. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 01-07-2013, 16:26
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-13-2012, 12:55

Bu Konudaki Etiketler

135421ktor2548 Kırmızı alandaki rakam ve harfleri girin

Isparta doğumlu,Isparta'da yetişmiş ünlüler,Ispartalı ünlüler Yer İstanbul , 34, TR incelenme 7092 kişi oylama: 4.5 / 5
Yukarı Fırlat